Ravza-Radyo


İslam Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Pencere
 
AnasayfaAnasayfaTakvimGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Aylar bize hep Muharrem oldu! “KERBELÂ’NIN SIRRI”

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ravza
Kurucu Üye
Kurucu Üye
avatar

Erkek
Horoz
Mesaj Sayısı : 165
Yaş : 24
Nerden : Gaziantep
İş/Hobiler : Bilgisayar
Lakap : Ravza-Radyo
Ruh Hali :
Hangi Takımlısın :
Madalyalar :
Kayıt tarihi : 19/08/08

MesajKonu: Aylar bize hep Muharrem oldu! “KERBELÂ’NIN SIRRI”   Paz Ağus. 31, 2008 11:12 pm

Aylar bize hep Muharrem oldu! “KERBELÂ’NIN SIRRI”
Yeni bir hicrî seneye, 1427’ye vâsıl olduk; hâyırlı, mübârek olsun. Muharrem ayı içerisindeki Âşure günü insanlığı alâkadar eden mühim ve hayâtî hâdiselerin yaşandığı bir târih. Hz. Âdem (a.s.)’ın tevbesi bugün kabûl edildi. Hz. Nûh (a.s.)’ın gemisi bugün tufandan kurtulup Cûdî dağının tepesine oturdu. Hz. Mûsâ (a.s.) ve İsrâiloğulları Firavun’un zulmünden ve Hz. İbrâhim (a.s.) ateşten bugün kurtuldular. Hz. Yakûb (a.s.) Yûsûf’una (a.s.) bugün kavuştu. Bu kadar büyük fetihlerin ‘tevâfuk’ ettiği bu târih, ciğer parçalayıcı bir facianın da târihi: Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) iki reyhanından birisi olan Hz. Hüseyin’in (r.a.) ve âilesinin Kerbelâ’da şehâdet şerbetini içtiği gün bugün.


Hz. Hüseyin (r.a.)’ın zamanın zulümle yoğrulmuş saltanatına karşı duruşu ve şehâdetiyle kendinden sonraki asırlara verdiği ‘ders’ ve miras bıraktığı ‘mesaj’, Kur’an’ın hükümlerine ve sünnetin düsturlarına taarruz edilme cüretinin sergilendiği şimdilerde inceden inceye tahlil edilmeli. Çünkü, ‘Kerbelâ’nın sırrı’ binbir türlü felâketle uğraşan Ümmet-i Muhammed’in (a.s.m) kurtuluş reçetesini içerisinde barındırıyor.



“EY ZAMAN! BIKTIM SENİN ARKADAŞLIĞINDAN!”


Peygamber torunu, cennetlik gençlerin seyyidi o güzel insan, Yezid’e karşı hareketinde Resûlullah’ın (a.s.m) şu hadisini rehber kabûl etmişti: “Kim zâlim bir sultanın Allah’ın haram kıldığını helâlleştirmek istediğini, Allah’ın ahdini bozduğunu, Resûlullah’ın sünnetine muhâlif olarak Allah’ın kullarına düşmanlık ettiğini ve günah işlediğini görür de onu fiille veya sözle değiştirmeye çalışmazsa, Allah’ın zalim sultanı sokacağı yere (Cehenneme) onu da sokması, üzerine düşen bir haktır.”


O, bu mukaddes davasında ölümü dahi çoktan göze almıştı; şöyle diyordu Hz. Hüseyin (r.a.): “Bu yolda şu ölümden daha ötesi var mı? Öyleyse, hoş geldi, safa geldi ölüm!” Ve, onun için dünyevî zaman ahbab olunacak, dost kabûl edilecek bir meta değildi. “Ey zaman! Üf! Bıktım senin arkadaşlığından. Senin nice sabah ve akşamlarına talip olanlar ölmüş gitmişlerdir.” diyerek ‘imtihansız ve ibtilâsız mülk’e ve o mülkün sâhibi Rabbi’ne olan iştiyakını haykırıyordu.



KERBELÂ HADİSELERİNİN SEBEPLERİ


Bediüzzaman Hazretleri, Kerbelâ hâdisesinin görünen, tarihi ve dünyevî dört sebebini şöyle sıralamıştır:


“Birisi: Merhametsiz siyâsetin bir düsturu olan: ‘Hükûmetin selâmeti ve asayişin devamı için, eşhas (kişiler) fedâ edilir.’” (Hz. Hüseyin (ra) hükümetin selâmetine ve asayişe hiçbir halel getirmediği hâlde bile düyevî saltanat ve hırs belâsıyla, bir makam sevdâsı uğruna Ömer b. Sa’d komutasındaki ordu tarafından gaddarca şehîd edilmiştir.)


“İkincisi: Onların saltanatı, unsûriyet (ırkçılık) ve milliyete istinad ettiği (dayandığı) için, milliyetin gaddarane bir düsturu olan: ‘Milletin selâmeti için herşey fedâ edilir.’” (Irkçılığa, kavimciliğe dayanan her hükümet gibi Emevî saltanatı da zulüm çarkına kuvvet vermiştir. Irkçılık, aklı iptal eden o kadar dehşetli bir illettir ki bir Peygamber torununu bile katlettirmiştir. Hâlâ bu karanlık kafa ile siyâset yapanların kulakları çınlasın!)


“Üçüncüsü: Emevîlerin Hâşimîlere karşı an’anesindeki rekabet damarı, Yezid gibi bazılarda bulunduğu için, şefkatsiz bir gadre kabiliyet göstermişti.


Dördüncü bir sebeb de Hazret-i Hüseyin’in taraftarlarında bulunuyordu ki; Emevîlerin Arab milliyetini esas tutup, sair milletlerin efrâdına (fertlerine) ‘memâlik’ tabir ederek köle nazarıyla bakmaları ve gurur-ı milliyelerini kırmaları yüzünden, milel-i saire (diğer milletler) Hazret-i Hüseyin’in cemaatine intikamkârane ve müşevveş (karışık ve karanlık) bir niyetle iltihak ettiklerinden (katıldıklarından), Emevîlerin asabiyet-i milliyelerine fazla dokunmuş, gayet gaddarane ve merhametsizcesine meşhur faciaya sebebiyet vermişlerdir.”



KERBELÂ’NIN SIRRI


Bu görünen sebepler bir yana, zihinleri târih boyunca en ziyâde meşgul eden asıl soru ise şu olmuştur: “Kader nasıl böyle bir melhameye/faciaya fetvâ verdi? Hangi hikmete binâen Hakk Teâlâ bu musîbetin ehl-i beytin başına gelmesine müsaade etti?...”


Bu facia sebebiyle Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt (r.anhüm ecmaîn), dünya saltanatına karşılık öyle parlak rûhânî ve uvrevî saltanatlar ve neticeler, öyle ulvî manevî terakkiler ve makamlar kazandılar ki, çektikleri zahmet kazandıkları yanında ucuz düşer. Nasıl ki bir asker bir saat sıkıntı ve işkence ile şehîd olduğu takdirde yıllarca çalışılarak ancak elde edilebilecek bir velâyet mertebesini bir anda kazanır. Aynen bunun gibi, Kerbelâ faciasıyla dünyaya küsen Ehl-i Beyt tüm gayret ve himmetlerini âhirete çevirmişler ve her asırda ümmete imamlık, manevî sultanlık yapmışlardır. Bu yüce hikmetler içindir ki kader-i İlâhî zahîri kötü fakat bâtını çok hayırlarla dolu bu faciaya fetvâ vermiştir.



ÜMMETE İMDÂD EDEN İMAMLAR


Hikmeti sonsuz olan Yaratıcı, Âl-i Beyt’i dünyaya, dünyayı da Âl-i Beyt’e küstürmüştür. Ancak bu mübârek nesle hiçbir dünya saltanatı ile mukayese edilemeyecek uhrevî bir saltanat vermiştir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) neslinden gelen imamlar, şeyhler ve kutupların herbiri birer manevî mehdî hükmüne geçmişler ve bulundukları asırlarda manevî zulmü ve karanlıkları dağıtıp Kur’ân’ın nûrlarını ve îmânın hakikatlerini yaymışlardır. Hz. Ali (kv)’nin Ercüze kasidesindeki “Biz Âl-i Beyt’ten birer ğavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdâd ediyoruz” meâlindeki müjdesi her asırda tahakkuk etmiş ve mânâ âleminin padişahları olan Âl-i Beyt neslinin temsilcileri; İmam Zeynel Abîdîn’ler (r.a.), Şeyh Abdulkadir-i Geylânîler (k.s.), İmam Bahaeddin Nakşîbendler (k.s.), İmam Cefer-i Sâdıklar (r.a.), Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ler (k.s.) ümmete imdâd etmişlerdir. Bu asırda ise baba ciheti Hz. Hasan’a, anne tarafı Hz. Hüseyin’e dayanan Bediüzzaman Hazretleri (r.h.) karanlık mihrakların karşısına Âl-i Beyt temsilcisi olarak çıkmıştır.



“SİZ EY ARAP CEMAATİ! BUGÜNDEN SONRA HEP KUL KÖLESİNİZ!”


Sünnetin ve nebevî hayat tarzının ayaklar altına alma niyetlerinin fiiliyata geçirilmek istendiği, dünyevîleşmenin alabildiğine arttığı şu günlerde Kerbelâ şehîdlerinin müdafaa ettikleri hakikatleri ve ‘Kerbelâ’nın sırrı’nı kavra*maya ne çok ihtiyacımız var değil mi?


Facia’nın yaşandığı zaman hayatta olan Zeyd b. Erkam (ra)’ın Kerbelâ ile alâkalı şu tesbîti ise tamamen Ortadoğu’nun yıllardır bitmek bilmeyen sıkıntılarına işaret ediyor gibi: “Bir kul bir köleye sahip oldu! O da onları uşak yaptı. Siz ey Arap cemaati! Bugünden sonra hep kul kölesiniz!”




*********


Hz. Hüseyin:


“Nedir bu yerin ismi?” diye sordu.


“Kerbelâ!” dediler.


Hz.Hüseyin:


“Üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belâlı yer! Babam Sıffîn’e giderken, buraya uğramıştı. Ben de yanında idim. Durdu ve buranın neresi olduğunu sordu. İsmi kendisine haber verilince:


“Onların hayvanlarından aşağıya indirilecekleri yer, işte burasıdır!” demişti.


Bunun ne demek olduğu kendisinden sorulunca da:


“Muhammed’in Ehl-i Beytinin yükleri, ağırlıkları işte burada indirilecek!” demişti. dedi.


Hz.Hüseyin, Kerbelâ’da ağırlıkların indirilmesini emretti ve indirildi.



*********



Enes b.Mâlik’ten rivayete göre; Yağmur Meleği (veya Cebrâil a.s.) Rabbinden izin alarak Peygamber (a.s.m.)’ın yanına gelir.


Peygamber (a.s.m.):


“Ey Ümmü Seleme! Kapıyı üzerimize kapa, yanımıza kimseyi bırakma!” buyurur.


O sırada Hz.Hüseyin koşarak kapıya gelir. Hz.Ümmü Seleme onu içeri bırakmaz. Fakat, Hz.Hüseyin kapıyı zorlayıp içeri dalar. Kendisini Peygamberimizin kucağına atar.


Peygamberimiz onu boynuna, omuzuna alır; öper, sever.


Melek, Peygamberimize:


“Onu çok mu seversin?” diye sorar.


Peygamberimiz (SAV):


“Evet” buyurur. Melek:


“İyi ama ümmetin onu öldürecektir” der.


Peygamberimiz (SAV):


“Demek onu öldürecek olanlar, mü’minler ha?!” buyurur.


Melek:


“Evet! İstersen, onun öldürüleceği yeri de sana göstereyim?” der.


Peygamberimiz “Olur!” deyince, melek, getirdiği bir avuç ıslak, kızıl toprağı Peygamberimize gösterir.


Hz.Ümmü Seleme de onu alıp elbisesinin eteğine koyar.


Peygamberimiz Hz. Ümmü Seleme’ye toprağı verirken: “Bu toprak kan haline gelince Hüseyin şehid edilir” buyurur.


Hz.Ümmü Seleme, onu sırça bir çanak içinde yanında saklar.


Hz.Hüseyin’in şehid edildiği gün, toprağın kan haline geldiğini görür.



*********



Hz.Hüseyin ashabına hitabediyor:


“Başımıza gelen işi görüyor ve biliyorsunuz.


Dünya değişmiş, sevimsizleşmiş, bizden yüz çevirmiştir.


Dünya bitmiş, gitmiş; ondan kap içinde kalan artık gibi artıklardan başka bir şey kalmamıştır.


Hayat otlakta otlamak gibi, değersizleşmiştir.


Görmüyor musunuz: Hak işlemez, batıl ise son derece rağbet edilir, üzerine düşülür olmuştur!


Mü’min olan Allah’a kavuşmaya rağbet eder.


Bence şehidlikten başka ölüm, değersizdir. Ben ancak şehidliği saadet görüyorum.


Zalimlerle birlikte yaşamayı ise suçlanmaktan başka bir şey görmüyorum!”



*********


Hz.Hüseyin uyanınca “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn. Vel hamdu lillahi Rabbi’l-âlemîn!” dedi.


Ali b. Hüseyin:


“Babacığım! Sana kurban olayım! Sen ne için böyle Allah’a rücu’ etmek dileğinde bulundun ve O’na hamdettin?” diye sordu.


Hz. Hüseyin:


“Oğulcuğum! Başıma bir ağırlık geldi, uyukladım. At üzerinde bir süvari ansızın önüme çıkıp: “Şu cemaat gidiyor. Ölümler de kendilerine doğru geliyor!” dedi. Anladım ki; o cemaat biziz. Ölüm haberi de bize veriliyor” dedi.


Ali b. Hüseyin:


“Babacığım! Allah sana kötü bir şey göstermez. Biz hak ve gerçek yolda değil miyiz?”dedi.


Hz.Hüseyin:


“Evet! Bütün kulların dönüp gidecek oldukları Allah’a yemin ederim ki; biz hak ve gerçek yoldayız!” dedi.


Ali b. Hüseyin:


“Babacığım! O halde, biz ölüp, kaybolup gitmemize hiç üzülmeyiz!” dedi.



*********


Tarih: Hicretin altmışbirinci yılı, Muharrem’in onuncu günü. Günlerden Cuma. Vakit: Öğleden sonra. Yer: Kerbelâ!


Ehl-i Beyt gençleri bir bir şehid oldular.


Hz.Hüseyin uzun müddet hareketsiz kaldı. O sırada, Kûfe leşkeri onu öldürmek isteselerdi, öldürürlerdi. Fakat, birbirlerinden çekinmekte ve herkes onun kanına kendisinden başkasının girmesini istemekte ve beklemekte idi.


Şimr b. Zilcevşen, Kûfe leşkerine:


“Yazıklar olsun sizlere! Hay anaları ağlayasıcalar! Daha ne bakıp duruyorsunuz adama? Öldürün onu!” diyerek seslendi. Bunun üzerine her taraftan Hz. Hüseyin’e saldırdılar. Hz.Hüseyin’in sol avucuna bir kılıç darbesi indirildi. Bunu vuran Zü’ra b. Şerikü’t-Temimi idi. Zü’ra, bir darbe de onun omuzuna vurdu. Hz.Hüseyin de, onu omuzundan kılıçla vurup yere düşürdü. Hz.Hüseyin yüzünün üzerine düşüp kalkıyordu. O sırada Sinan b. Enes b. Amrü’n-Nehâi, arkasından gelerek, mızrağını Hz.Hüseyin’in köprücük kemiğinden saplayıp göğsünden çıkarınca, Hz.Hüseyin yüzünün üzerinde yere düştü!


Hz.Hüseyin şehid edildiği zaman mübarek cesedinde otuzüç mızrak yarası, otuzdört kılıç yarası bulunuyordu.


Hz.Hüseyin şehid edildiği zaman elli yedi yaşındaydı.


Mübarek şehidin başını kestiler, mübarek cesedini atlarla çiğnediler.


Medine kan ağlıyordu. Ümmü Seleme validemiz: “Eyvah Hüseyin’im! Eyvah Resûlullah’ın oğlu!” diyerek feryad etti.


İbn-i Sîrîn: “Kadınlar, Yahya (a.s.)’dan sonra, Hz.Hüseyin’e ağladıkları kadar hiç kimseye ağlamamıştır!”der.



*********


Katillerin ele başları: Yezid b. Muaviye, İbn Ziyad, Ömer b. Sa’d idi.


Verilen sağlam haberlere göre; Kerbelâ cinayetine katılanlaradan, hemen hemen hastalığa uğramayan kimse kalmamış, çokları da delirmişti.


İbn Ziyad: İbrahim b. Eşter ve askerleri tarafından öldürüldü.


Yezid: İçkiye çok düşkündü; oruç tutsa, onu içkiyle açardı. Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üzerinden maymunun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca düşmüş, boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür.





A.MUHSİN MERİÇ

__________________
AsK giBi siLah,,,nEfiS giBi düSmaN yOktUr...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ravza-radyo.yetkin-forum.com
 
Aylar bize hep Muharrem oldu! “KERBELÂ’NIN SIRRI”
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ravza-Radyo :: (¯`·._) Ravza-Radyo (¯`·._) Mübarek Gün Ve Geceler :: Muharrem Ayı-
Buraya geçin: